Tefsiri, siyasî ve içtimaî alanda bilgi açısından tam bir okyanustu. Tefsiri, ilâhî maarifin yanı sıra düşünce ve hikmet yönüyle de mükemmel bir tefsirdi. Bu alanda böylesi bir kitabın eşi benzeri yoktur. el-Mizân kitabı siyasî ve içtimaî konularla dolu ve o dönemlerde bu tarz konular gündeme dahi gelmiyordu. İnsanlar bugün bu konulara baktıklarında da bunların günümüzün sorunları olduğunu rahatlıkla görebiliyor. İşte tüm bunlar insanların hizmetine sunuldu.
Tüm bu girişken düşünce kuruluşunu Merhum Tabâtabâî ortaya koydu. Bence bu sistemi biz Allâme’den öğrenmeliyiz; basit savunmadan ziyade girişken ve boşlukları dolduran bir düşünce merkezi oluşturmak. Bu özellik benim için çok ilgi çekici bir hususiyet olmuştur.
Bana göre onu öne çıkaran ikinci önemli özelliği ise, düşünce ve fikirlerinde ulaştığı tevhit öğretilerine ve arşa yükselen kavramlara yalnızca ruhu ve kalbiyle değil bildiklerine de amel etmiş olmasıdır. Merhum Tabâtabâî kelimenin tam anlamıyla şu ayet-i kerimenin tezahürüdür: “…Tüm güzel sözler O’na yükselir ve iyi işler de onu yüceltir…”[6] Buradaki “güzel sözler” cümlesi onun vücudundan gerçekten tahakkuk buluyordu.
Bu ahlakî özellik onun ayrılmaz bir parçasıydı. Oldukça mütevazı, heva ve hevesine uymama onda ortaya çıkıyordu. Onun bu tevazusu mana ve ilmi kendi nefsinde idrak etmesinden kaynaklıydı. Kendi kendini yetiştirmiş, kendisini insanî ve ilmî mertebeden çıkarıp daha da yükseklere götürmüştü. Bu yüzden halkın arasındaydı ama Allah ile beraberdi. Gerçekten de insan onunla karşılaştığı zaman sahip olduğu tüm bu yüceliğe rağmen sanki karşısında alelade bir kimse varmış gibi hissediyordu. Zerre kibir yoktu, nahif ve kibardı, herkese çok nazik davranırdı. Hatta kedisine karşı saldırgan davrananlara, hasımca yaklaşanlara karşı da nezaketliydi, onları hoşgörüyle karşılar ve onları affederdi. O kadar mütevazıydı ki bazen insan şaşıp kalırdı. Sizlere bir hatıramı anlatmak istiyorum; Merhum Allâme-yi Semnânî[7] (ra) Semnân şehrinde yaşayan çok yaşlı, tanınmış bir âlimdi. Kendileri Kum kentine gelmişler ve âlimler de onu ziyarete gitmişlerdi. Evine git-geller çok fazlaydı. Odamda oturmuştum ki Allâme Tabâtabâî’yi çok seven bir arkadaşım heyecanla odama girdi ve “güzel ahlak ve vefada kimse bizim sevgilimize erişemez”[8] dedi. Dedim ‘hayırdır, konu ne?’ dedi ki; Allâme-yi Simnânî’nin evindeydik. İmam Humeynî ve Tabâtabâî de oradaydı ve başka kimseler de vardı. Allâme-yi Semnânî İmam Humeynî’ye dönerek; ‘şu yazmış olduğun el-Mizânı gördük, çok iyiydi, çok başarılıydı. Gerçekten de haz duyduk bu eserden’ diyerek İmam’ın Tabâtabâî olduğunu sanarak el-Mizân tefsirini övmeye başladı. İmam Humeynî de bu durumda eli ayağı birbirine dolaşacak bir şahsiyet değildi. Sessizce oturup dinledi. Tabâtabâî diğer tarafta oturuyordu, Allâme-yi Semnânî’ye dönerek; ‘Tabâtabâî bendenizim efendim. O Humeynî Bey benim de üstadımdır.’ dedi. Allâme-yi Semnânî de ona “güzel ahlak ve vefada kimse bizim sevgilimize erişemez” dedi. Yani onun bu özelliğinden çok etkilenmişti.
Merhum Tabâtabâî bütün bu manevî, ilmî ve karakteristik hususiyetleriyle ve hemen hemen herkesin kendisi hakkında bildiği bu özellikleriyle, kişiliği ve dostluğu itibarıyla hoş bir insandı; onunla yapılan toplantılar tatlıydı, dili şirindi, güzel konuşuyordu, güzel yorumluyordu. Dostlarla bir araya gelindiğinde derslerde ve tartışmalarda olduğundan daha farklı bir yanı ortaya çıkıyordu. Sıcak, tatlı dilli ve hoş sohbet birisiydi. Bir olayı anlattığında rengârenk ayrıntılarla dolu bir anlatım ortaya çıkıyordu. İşte o böylesine güzel bir şahsiyetti. Geniş, kapsamlı, heyecan verici, edebiyat ehli ve yüce bir insanın sahip olduğu tüm özellikler onda mevcuttu.
Bana göre anlatmış olduğum bu iki özellik; biri eksikleri tamamlama ve diğeri onda tahakkuk bulan ve her insanın bilmesi gereken şeylerdi “ve ariflerin kalpleri Senden korkmakta”[9] ki burada ariflerin korkusu farklı bir anlamdadır, bence bu yolu takip etmeliyiz. Hepimiz bu iki özelliğin peşinde olmalıyız. Yani bu yolda hareket eden herkes bu iki özelliğin peşinde olmalıdır.
Cenâb-ı Hakkın onun derecelerini yüceltmesini ve bizi de ona minnettar kılmayı nasip etmesini ümit ederiz. Hamdolsun ilâhî bereket de onun hakkında bu şekildedir. Bugün Allâme Tabâtabâî kendi zamanından daha fazla tanınmaktadır. Hayatta iken belki de şu anın onda biri kadar tanınmamıştı. Ancak bugün hem bu topraklarda, hem dünyada ve hem de ilmî alanlarda fazlasıyla tanınmaktadır. Ve bundan da daha fazla tanınacaktır inşaallah.
Vesselamu aleykûm ve rahmetullah-i ve beraketuhu
[1] Hâşiyetû’l-Kifâye
[2] Bidâyetû’l-Hikme
[3] Nihâyetû’l-Hikme
[4] Ayetullah Muhammed Takî Amûlî
[5] Meclis-i Hubregân-i Rehberî
[6] Fatır / 10
[7] Ayetullah Muhammed Sâlih Hâirî Mâzenderânî (Allâme-yi Semnânî olarak bilinir)
[8] Hâfız Şîrâzî''nin divanından bir gazel; `به حُسن خُلق و وفا کس به یار ما نرسد / تو را در این سخن انکارِ کارِ ما نرسد`
[9] Kâmilû''z-Ziyârât, s.40, Eminullah duasından alıntı