Bu büyük zatın diğer bir ilmî yönü de talebe yetiştirmedeki maharetidir. Merhum Tabâtabâî’nin öğrenci yetiştirme yönü oldukça şaşırtıcıdır. Bu her âlimin olmazsa olmaz hünerlerindendir. Ulema arasında çok fazla öğrenci yetiştirmiş âlimlerimiz vardır ve Merhum Tabâtabâî de onlardan birisidir. İran’ın son dönem felsefecileri arasında sayılan -o zamanlar Tahran İran’ın felsefî akımının merkeziydi- Tahran’da bulunan hikmet ve irfan sahibi âlimler Merhum Mollâ Abdullah Zenûzî ve oğlu Ali Hekim Bey döneminde, Merhum Ebû’l-Hasan Mirzâ Cilveh, Mirzâ Esedullah Gûmşeî ve diğer bölgelerde bulunan Sebzevâr’da Merhum Hacı Sebzevârî, bir iki kişi Kum şehrinde bir kısmı İsfahan’da ve birkaçı da Meşhed’de. Bunların her biri felsefede söz sahibi âlimlerdi ama hiçbirisi Merhum Allâme Tabâtabâî kadar unvan yapmış öğrenciler yetiştirmemiştir.
Evet, elbette Hacı Sebzevârî’den ders alıp yetişmiş birçok öğrenci vardır. Merhum Ahund-i Horasânî de onlardan biriydi ancak Ahund-i Horasânî filozof değildi. O kadrince felsefe eğitimi almış bir fakihti. Şehit Mutahharî, Şehit Behiştî, Merhum Misbâh Yezdî ve günümüzde bulunan diğer büyük filozoflar gibi bu kadar çok sayıda filozofun Tabâtabâî’nin derslerinden yetişmiş olmaları bir başkasında görülmemiştir yani ben başkasında bunu müşahede etmedim. Tahran’da bizim zamanımızın filozoflarından Merhum Âmirzâ Ahmed-i Aştiyânî hatta ondan önce Merhum Âmirzâ Mehdi Aştiyânî ya Merhum Amulî Bey[4] (ra) gibi filozoflar da vardı. Onlar da mahir felsefecilerdi ancak öğrenci yetiştirmede Tabâtabâî kadar etkili olmadılar. Tabâtabâî felsefeye hayat verdi ve hakikaten de kıvamında filozoflar yetiştirdi.
Şurası da çok ilginçtir; onun yetiştirdiği öğrencilerinin geneli İslam İnkılabı’nın oluşumunda önemli roller aldılar. Uzmanlar Meclisi’nde[5] temel yasaları yazanların arasında çoğu Merhum Allâme’nin talebeleriydi. Hem Uzmanlar Meclisi/Meclis-i Hubregân-i Rehberî’de bulunanlar arasında hem de önceki mecliste kanun koyucular arasında Şehit Mutahharî bulunmaktaydı ve bunlar Merhum Tabâtabâî’nin öğrencileriydi.
İslam Devrimi şehitlerinin bir kısmı da yine Tabâtabâî’nin öğrencilerindendi. Şehit Mutahharî onun öğrencisi, Şehit Behiştî onun öğrencisi, Şehit Kuddûsî onun öğrencisi, Şehit Şeyh Ali Haydar Nehâvendî onun öğrencisi ve daha nice bunlara benzer şehitler Allâme Tabâtabâî’nin öğrencileriydiler (Allah ondan razı olsun). Ve bazı talebeleri de hamdolsun henüz hayattalar ve birçok faydalar sunmaktadırlar.
Onun ilim meselesine ilişkin bir diğer özelliği de yaşadığı dönemde eserlerinin yayımlanmış olması ve bu eserlerin bereketini hayattayken görmesidir. Hatta Merhum Tabâtabâî kaleme aldığı el-Mizân tefsirinin öne çıktığı kadar kendisi öne çıkmamıştır. Diğer hikmetlerle dolu kitapları da öyle. Yani eserleri kendisinden daha fazla konuşulmuştur. Mesela el-Mizân, Felsefe Temelleri, Bidâye, Nihâye, İslam’da Şia, İslam’da Kur’an, Tevhit Risalesi ve diğer eserleri henüz o hayatta iken yayınlandı. Bu nedenle, arz ettiğimiz gibi Merhum Allâme’nin kendisine has bir özelliği vardı.
Dindarlığı, takvası, ibadeti ve Ehl-i Beyt’e olan mahabbeti hakkında birçok anlatılanlar vardı; hepimiz bunları işittik ve tekrar etmek istemiyorum. Bu konuda ve bu alanda hakikaten harika birisiydi. Takva ehli bir şahsiyetti.
Ancak Tabâtabâî’nin iki önemli özelliği her şeyden çok ön plana çıkmakta ve benim de dikkatimi celp etmektedir. Onlardan biri, yabancı fikir ve akımların istilasının tam ortasında, kelimenin tam anlamıyla işgalin ortasında gerçekleştirdiği eşsiz düşünce cihadı belki de en önemli özelliklerindendi. Aslında bunu o zamanda yaşamayan kimse tam olarak idrak edemez. O günlerde ülkenin gençleri ve düşünce yapısı farklı bir hal almıştı. Kelimenin tam manasıyla beyinler yabancı fikirlerin istilası altındaydı. Hem dışarıdan gelen Marksizm düşünce, hem de şüphe ve kuşku alıp başını gitmişti. Bunlar bir ideolojiyi haklı çıkarmak için ortaya atılan basit şüpheler de değildi. Şüphe yaratıyorlardı. Bunun en bariz örneği Şehit Ayetullah Mutahharî olmuş ve o dönemde tüm bu şüphelere karşı göğüs germişti. O günlerde birçok kitabı da bu şüpheleri ortadan kaldırmak için kaleme alınmıştı.
Bu kargaşanın içinde Merhum Tabâtabâî bu düşüncelere savaş açabilecek güçlü bir düşünce ekibi oluşturdu. Yani onun düşüncesiyle tanışanlar Marksizm’e karşı direnmiyor Marksizm’e ve benzer düşüncelere karşı atağa geçen savaşçı bir düşünceye sahip oluyordu. Örneğini de Murtaza Mutahharî’nin kitaplarında görebilirsiniz. Bu düşünce ekibini rahmetli Allâme’nin kendisi kurdu. Hem felsefî ilkelerle hem de yaptığı tefsirlerle bunu başardı.