İmamiye ve Mutezile Kelamı Arasındaki Farklar
Ayetullah Cafer Subhani
MUTEZİLE''YE KISA BİR BAKIŞ
Mutezile''nin kurucusu Vasıl b. Ata, Hasan Basri''nin öğrencisiydi. Hasan Basri tabiinden olup hicri 111 yılında vefat etmiştir. Vasıl b. Ata üstadının ders halkasında otururken adamın biri camiye girer ve Hasan Basri''ye şu soruyu sorar: “Büyük günah işleyen mümin midir kâfir mi?” Bu soru “Büyük günah işleyenler, kâfir olurlar ve Cehennemde ebedi olarak kalırlar” diyen Harici görüşe matuf ve aynı zamanda hilafet meselesinden sonra Müslümanların yüz yüze kaldıkları ilk problemlerden biriydi. Üstadının cevabını beklemeden öğrencisi ortaya atılarak “Ne mümindir ne de kâfir; El emru beyn el emreyn ve el menzilet u beyn el menzileteyn, yani ikisi arasında bir yerdedir…” cevabını verir. Daha sonra ders halkasından ayrılarak caminin sütunlarından birine sırtını dayar ve bu görüşünü açıklamaya başlar.
Bu olay, Mutezile ekolünün ortaya çıkışının ilk adımı olmuştur. Bu isimlendirmenin nedeni, Vasıl için söylenilen “Hasan''dan i''tizal etti; yani ayrılıp uzaklaştı” sözüdür.
Mutezili kelamın büyük bir kısmı, İmam Ali''nin (a.s) hutbelerinden yola çıkılarak şekillenmiştir. Bu yüzden, Mutezililer bu mektebin köklerinin İmam Ali''ye (a.s) ulaştığını iddia ederler. Mutezile, bazı temel inançlarında Şia''yla aynı çizgide olmakla birlikte diğer birçok temel meselede Şia''dan uzaklaşır. Bu ekol, altıncı ve hatta yedinci hicri yüzyıllara kadar yandaşları arasında canlılığını korumuş en son Selaheddin Eyyubi eliyle ortadan kaldırılmıştır. Öyle ki o dönemde Mutezile adına hiçbir iz kalmamıştır. Lakin buna rağmen bugün bile Yemen''de bu ekol varlığını korumaktadır. Tabi bu arada Yemenli Şiilerin fıkıhta Hanefi, usul ve itikatta Mutezili olduklarını da hatırlatmak gerekir. Mutezile''ye ait kaynak kitaplar bugün daha çok Yemen''de bulunmaktadır. Cemal Abdunnasır döneminde Mısırlı bir heyet sırf bu gayeyle Yemen''e gitmiş ve Mutezili kaynak eserlerin mikrofilmlerini alarak Mısırda matbu hale getirmiştir. Bunların en önemlisi Kadı Abdulcebbar''ın “El Muğni” adlı büyük eseridir ki bu, Mutezile''nin başlıca kaynaklarından biri sayılmaktadır.
MUTEZİLE VE ŞİA ARASINDAKİ ORTAK YÖNLER
Mutezile iki temel ilkede Şia ile aynı çizgidedir: Biri “Tevhid” diğeri “Adalet”.
Tevhid, yani Allah''ı tecsim ve teşbihten münezzeh bilmek; Adalet ise Allah''ın adil olduğuna ve zulüm işlemeyeceğine inanmaktır. Bu inancın temelini teşkil eden “iyilik ve kötülüğün akli olduğu” temel ilkesi her iki mektebin ortak noktasıdır.
Mutezile, kendisini “Tevhid ve Adalet Ehli” diye tanımlar. Onlara göre Tevhid; Allah''ın yalnızca bir ve eşsiz olduğunu bilmek değil, aynı zamanda O''nun cisimden münezzeh olduğuna ve hiçbir şeye benzetilemeyeceğine inanmaktır.
MUTEZİLE VE ŞİA ARASINDAKİ KELAMİ AYRILIKLAR
Birinci Fark: Büyük Günah İşleyenlerin Hükmü
İlk ayrılık noktası, büyük günah işleyenlerin hükmü ile ilgilidir. İmamiye''ye göre büyük günah işleyenler, ne Haricilerin dediği gibi “kafir” hükmünde ne de Mutezile''nin savunduğu gibi “el menziletu beyn el menzileteyn”de; yani iki menzil arasında bir yerdedir. Zira birinci görüşe göre örneğin bir Müslüman tek bir yalan söylemekle kâfir olur. İmamiye, büyük günah işleyenlerin, imanlarını korumakla birlikte “fasık” olduklarını savunur. Fasık; yani isyankâr ve Allah''ın itaat boyunduruğundan çıkan kişi anlamına gelir.
İmamiye “iki menzil arası” diye bir yer anlamsızdır der. Çünkü bir insan ya mümindir ya da kâfir. İki menzil arasında bir yer düşünülemeyeceğine göre böyle bir insan kâfir değilse eğer kesinlikle mümindir. Bu mana “Sizi yaratan O''dur. Bir kısmınız kâfir; bir kısmınız ise mümindir” ayetinden de açıkça anlaşılmaktadır.
Evet, İmamiye bu konuda Mutezileden ayrılır ama Eş''arilerle aynı çizgide yer alır. Çünkü Eş''ariler''de büyük günah işleyenlerin mümin sayılmaları gerektiğine ama “fasık” hükmünde olduklarına inanır. “Fısk” Allah''ın itaatinden çıkmak anlamındadır. Arap dilinde “fısk” “dışarı çıkmak” anlamında kullanılır ve örneğin hurma, kabuğundan çıktığı zaman “Fasakat et temr” diye tabir olunur. Buna göre, örneğin bir insan yalan söylediği an “Allah''a itaat halkasından dışarı çıkmış” olur.
İkinci Fark: Cennet ve Cehennem
İmamiye''ye göre Cennet ve Cehennem yaratılmış ve şu an mevcutturlar. Ancak biz nerede olduklarını bilemeyiz. Biz çevremizi kuşatan nesnel dünyayı dahi tam olarak tanıma imkânından yoksunken madde ötesi ve gayb âlemleriyle ilgili kesin bir bilgiye nasıl ulaşabiliriz ki? Fakat İmamiye Cennet ve Cehennemin yaratılmış olduklarına ve “Muhakkak ki Cehennem, kâfirleri kuşatmış bulunmaktadır…” ayetinin bu inancı doğruladığına inanır. Buna göre Cehennem, şu anda dahi küfür ehlini çepeçevre kuşatmış bulunmaktadır.
Mutezile''ye göre Allah, Cennet ve Cehennemi gelecek bir zamanda yaratacaktır. Tabi ki bu tür ayrılıklar iman ve küfrü gerektirecek meseleler değil, Kur''an ve tefsir anlayışıyla alakalı farklı yaklaşımlardır.