İmam Ali (as), Mısır’a vali olarak tayin ettiğinde Malik Eşter’e yazmış olduğu mektubunda şöyle buyurmuştur: “…Öfkeni yen, kendine sahip ol, kimseye el kaldırma, kötü söz söyleme. Bu hallerde sakinleşip iradeni kullanabilmen için acele etmekten kaçın ve öfkeni dindir. Bunlardan birisi sende meydana geldiğinde gözünü gökyüzüne doğru (kaldır) ki sakinleşesin ve iradene sahip olasın. Bunları, Rabbine ulaşacağını kalbine iyice yerleştirmeden uygulayamazsın…”[43]
Akıl sahibi insanlar toleranslı davranırlar, öfkelerini yutarlar. Öfkenin ve saldırganlığın bulunduğu yerde aklın kenara itildiği acı bir gerçektir. İnsan bazen öfkelenir ve hınç duyar. Öç almanın en güzel biçimi, kötülük yapanlara benzemeyerek kötülüğe karşı iyilik yapmaktır. Ama böyle aşağılık insanlara da bir şekilde engel olmak gerekir.
İmam Sadık (as) şöyle buyurmuştur: “Her kim istediği taktirde uygulamaya geçirebildiği öfkesini yenerse, Allah kıyamet günü kalbini kendinden hoşnutluk ile doldurur.”[44]
2. İnsanları Affetmek
Affetmek, insan için erdemli bir harekettir. Bunu başarabilen insanların sayısı ise son derece azdır. Affetmeyi bilmek affedilmeyi hak etmek anlamına da gelir. Bu hususta Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır:
“Her kim de sabreder ve kusuru bağışlarsa, işte bu elbette azmedilecek işlerdendir.”[45]
Kendisine yapılan kötülüğü affeden kişi için Allah rızası ve bol sevap vardır. Allah’a itaatte çekilen sıkıntı fazla ise, verilecek sevap da o oranda artacaktır.
Affetmek insanın büyüklüğünü gösterir. İnsan ne kadar çok affedici olursa affettiği insanların gözünde değeri o kadar artar. Affettiği kişi, ne kadar yanlış bir harekette bulunduğunu fark eder ve aynı yanlışı tekrar etmez.
Hz. Musa, “Ya Rabbi, senin indinde en aziz kimdir?” diye sordu. Yüce Allah da, “İntikam almaya gücü yeterken affedendir” buyurdu.
3. İnsanların Arasını Düzeltmek
Müslümanlar arasında kardeşlik ve saygı temeline dayalı bir toplumun kurulması için, aralarında herhangi bir küslüğün, dargınlığın olmaması gerekir. Müslümanlar, bu toplumu birlikte kuracaklardır. Bazılarının bu göreve katılamıyor olması, o toplumda aksaklıkların meydana gelmesine sebep olacaktır.
İnsanların arasının düzeltilmesiyle ilgili birçok ayeti kerime vardır. Bunlardan birinde Allah, şöyle buyurmaktadır:
“Bir sadaka vermeyi yahut iyilik yapmayı veyahut da insanlar arasını düzeltmeyi emreden (ler)inki hariç, onların aralarındaki gizli gizli konuşmalarının çoğunda hiçbir hayır yoktur.”[46]
İnsanların arasını düzeltmek, sağlıklı bir toplum kurmanın en önemli aşamalarından biridir. Birbirinden manen uzak insanların bulunduğu toplumda huzur ortamını tesis etmek oldukça zordur.
Toplumu oluşturan fertler, kendileriyle barışık olurlarsa, diğer insanlarla daha kolay barışı temin edebilirler. Bunun içinde öncelikle, toplumdaki fertlerin, kendi içlerinde sağlam ve bütüncül bir kişiliğe sahip olmaları gerekir. Kendi içerisinde bütünlüğü sağlayamayan bir kişiden, toplumsal bütünlüğü sağlaması beklenemez.
4. Emri Bi’l-Maruf ve Nehyi Ani’l-Münker
Bu prensip İslâm toplumunun güzel vasıflarını koruyan en önemli niteliklerinden biridir. Ma’rufu emir, ferdi ve toplumu mutlu kılacak güzel şeylerin yapılamasını istemek; münkerden men de; ferdi ve toplumu bozacak, mutsuz edecek her türlü kötülükten insanları men etmeye çalışmaktır.
Toplum düzeninin korunması için herkes kendi ölçüsünce ve gücü oranında iyiliği emir, kötülükten men etmeye çalışmalıdır. Böylece toplum sağlıklı bir yapıya kavuşur ve gelişme, ilerleme imkânına sahip olabilir. Aksi takdirde, dağınıklık, başıboşluk hâkim olup, düşmanlık ön plâna çıkar, toplumun bütün kurum ve kuruluşlarında bozulma görülür ve toplum böylece acze düşer. İşler yürümez.[47]