Kum: Çölün Ortasında Parlayan İlahi Bir Yüzük Taşı
Şehirler birer yüzük gibidir, Kum ise o yüzüğün taşıdır; Kum, yeryüzünde her daim ilahi bir hüccettir. Kum toprağı, aşk ve vefanın kıblesi; ilim, iman ve safa şehridir. Henüz yedinci İmam Musa-i Kâzım (a.s) dünyaya gelmeden çok önce, İmam Cafer Sâdık (a.s) bu mukaddes şehrin müjdesini vermişti. Rey şehrinden gelen misafirlerine şöyle buyurmuştu:
`Allah’ın haremi Mekke, Peygamber''in (s.a.a) haremi Medine, Emirü''l-Müminin''in (a.s) haremi Kûfe''dir. Biz Ehlibeyt''in haremi ise Kum şehridir.`
Ardından o büyük müjdeyi eklemişti:
`Yakında benim soyumdan ''Fatıma'' adında bir kızım orada toprağa verilecek; kim onun kabrini ziyaret ederse, cennet ona vacip olur.`
İlmin, İffetin ve Şefaatin Kaynağı: Kerime-i Ehlibeyt
Hz. Fatıma Masume, 183 hicri yılının 1 Zilkade (miladi Aralık 799)gününde Medine''de, İmam Kâzım (a.s) ve annesi Necme (diğer adlarıyla Hayzüran, Erva veya Tahire) hatunun nurlu hanesinde dünyaya gözlerini açtı. Babasının uzun yıllar süren hapis hayatı ve zalim Harun Reşid''in zindanlarında şehit edilmesi sebebiyle, bu yüce insanın terbiyesini ağabeyi İmam Rıza (a.s) üstlendi . İmam Rıza''nın (a.s) şefkatli ellerinde büyüyen Hz. Masume; ilim, hikmet ve iffet pınarlarından beslenerek ruhani bir kemale erişti.
O, `Kerime-i Ehlibeyt` lakabıyla anılan tek Ehlibeyt hanımefendisidir. Muhaddise, Âbide ve Masume gibi yüce vasıfları, tıpkı kıymetli annesi Hz. Fatımatü''z-Zehra''yı (s.a) anımsatır. İlmî derinliği o denli büyüktü ki, Gadir-i Hum, Menzilet ve Miraç hadisleri gibi pek çok önemli rivayeti bizzat naklederek bir `Âlime, Muhaddise ve Râviye` olarak tarihe geçmiştir. O, şefaat makamının sahibidir; İmam Sâdık''ın (a.s) buyurduğu üzere, onun şefaatiyle sayısız seveni cennete girecektir . Ziyaretnamesinde de okunduğu gibi o, Allah katında çok yüce bir şan ve makama sahiptir.
Masume''nin haremidir Kum’un göz bebeği,
Onun sevgisi, ruhları çeken bir kehribar seli.
Güneşin Ehlibeyt''inden bir kızdır o yüce can,
Haya denizinin varisi, hicap hazinesi her an.
Vuslata Eremeyen Bir Hicret ve Hüzünlü Vedâ
Hz. Masume on yedi yaşındayken, ağabeyi İmam Rıza (a.s) zalim Memun tarafından zorla Merv şehrine götürüldü. Kardeş hasretine dayanamayan bu vefalı kız kardeş, bir yıl sonra kardeşini görmek umuduyla Medine''den yola çıktı. Ancak kaderin farklı bir tecellisi vardı; Save kentine vardıklarında kafilesi Ehlibeyt düşmanlarının saldırısına uğradı ve bazı yakınları şehit edildi.
Yolculuğa devam edemeyeceğini ve hastalığının onu bitkin düşürdüğünü anladığında, `Kum''a ne kadar mesafe kaldı?` diye sordu. On fersah olduğunu öğrenince oraya götürülmesini istedi; zira babasından Kum''un Şiaların merkezi olduğunu duymuştu. Şehre ulaştığında Musa bin Hazrec ve Kum''un önde gelenleri onu büyük bir coşkuyla karşıladı. Ancak bu misafirlik sadece on yedi gün sürdü. Hicri 201 yılı 10 Rebiülahir (miladi Kasım 816) günü, henüz gençliğinin baharındayken ve kardeşine kavuşamadan dünya gözlerini yumdu.
Sır Dolu Bir Defin ve Yeşeren Maneviyat Bahçesi
Babilan adı verilen araziye defnedileceği sırada, mübarek bedenini kabre kimin indireceği konusunda akrabalar arasında ihtilaf yaşandı. Tam o esnada, kumluk taraftan yüzü peçeli iki atlı hızla çıkageldi. Atlarından inip cenaze namazını kıldırarak naaşı kabre indirdiler ve kimseyle tek kelime konuşmadan sırra kadem bastılar. O günden sonra bu çöl şehri, Ehlibeyt''in sığınağı, ilmin ve fıkhın gül bahçesi haline geldi. İmam Cevad''ın (a.s) kızı Zeynep, halasının kabri üzerine ilk kubbeyi inşa ettirdi.
Bu harem etrafında tavaf eder melekler,
Ziyaretçiye armağandır aşk ve iffetli yürekler.
Nice bilgenin dudakları, öper bu asitanı,
Bu eşikten öğrenirler irfanı ve imanı.
Kum Havzası ve Ariflerin Sığınağı
Bugün Kum, salt bir coğrafya değil; tarihtir, kültürdür, İslam''ın ve kıyamın merkezidir. 1931 yılında Şeyh Abdülkerim Hâirî Yezdî''nin kurduğu Kum İlim Havzası ile şehir yeni bir can bulmuş, İslam İnkılabı''nın (19 Dey/9 Ocak 1978 ayaklanması) ateşlendiği mukaddes yer olmuştur. Büyük İslam âlimleri ve arifler, Hz. Masume''nin feyzinden daima nasiplenmişlerdir:
- İmam Humeyni yıllarca her gün akşamüstü bu kabri ziyaret etmişti.
- Allame Tabatabai oruçlarını onun türbesini öperek açardı.