Maneviyat

Merhum Mirza Cevad Melikî Tebrizî’nin Dilinden Receb Ayının Önemi

22 December 2025 10 dk okuma 3 sayfa
Yazı Boyutu:
Sayfa 2 / 3

Benimle ünsiyet kuranla ünsiyet kurarım” hitabı öyle büyüktür ki, mümkinat âlemindeki diller bu hitabın karşılığında lal kalmıştır; akıl sahipleri bu ikramın güzelliği karşısında hayrete düşmüştür.

Eğer bu hitaba mazhar olan herkes, bütün âlemlerin bedenlerine ve bütün ruh sahiplerinin ruhlarına sahip olsaydı ve hepsini bu hitaba karşılık feda etseydi bile, onun hakkını eda etmiş olmazdı; şükrünün en küçük bir parçasını dahi yerine getiremezdi.

Peki insan neden bu davete icabet etmekte gevşek davranır?

Neden bu büyük makamdan istifade etmekte kusur eder?

Hatta bununla da yetinmeyip, Allah’ı tesbih etmek yerine, övgüsü ateşi hak ettiren başkalarını över; Allah’a yakın meleklerle ve peygamberlerle birlikte olmaya çağrıldığı hâlde, cehennem tabakalarında cinler ve şeytanlarla birlikte olmayı kabullenir?

Daha şaşırtıcı olan şudur:

Yaratıcı, mahlûku kendisine yoldaşlığa çağırır; fakat mahlûk icabet etmez.
Efendi, kuluyla münâcâtı ve ünsiyeti sever; kul ise bu lütfu reddeder.

Bu hâl karşısında pişmanlıkla ve aczimizi itiraf ederek şöyle deriz:

“Evet ey Rabbimiz! Ey mâlikimiz, ey Mevlâmız!

Eğer senin tevfikin bize ulaşır ve bu davetle bizi ikrama erdirirsen—ki senin kereminden beklenen de budur—ne büyük saadettir!

Ama eğer böyle olmazsa, bu kara talih ve rahmetten uzak kalışla ne yaparız?”

Sonra deriz ki:

“Senden başka ilâh yoktur. Seni tesbih ederiz. Biz zalimler olduk.
Rabbimiz! Kendimize zulmettik; eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen mutlaka ziyan edenlerden oluruz.”

Hatta daha da ileri giderek deriz ki:

“İzzetine ve celâline yemin ederiz ey Rabbimiz! Eğer bizi tevfikinle korumaz ve inayetinle bize iyilikte bulunmazsan, emrine karşı gelir, kendimizi helâk eder, sana karşı taşar ve bozuluruz.

Çünkü senin yardımın olmadan hiçbir güç ve kuvvet yoktur.”

Bundan sonra, senin tevfikinle isteğimizi sürdürür ve rahmetinin kapısına yöneliriz:

Ey keremlilerin en keremlisi!

Ey bağışlayanların en bağışlayıcısı!

Ey kendisini “lütuf” diye adlandıran!

Bu çağırıcı, bizi bu büyük ayda senin keremine çağırdı; rahmetine işaret etti; “Ay benim ayımdır, kul benim kulumdur, rahmet benim rahmetimdir” sözleriyle bize senin yüceliğini bildirdi. Böylece biz, davetine icabet eden misafirler ve kapında aciz kalan muhtaçlar olduk.

Sen, misafirini ağırlamayı sevmeyen bir Rab değilsin.

Eğer bizi ihsanından mahrum bırakırsan, senin sığınağında aç kalır ve helâk oluruz; hâlbuki senin ihsanın mülkünü eksiltmez, artırır.

Ey iyiliği mülkünü eksiltmeyen, mahrum bırakmasıyla mülkü artmayan!

Bizi kötülüğümüz sebebiyle cezalandırma.

Bizi elinden tut ve helâke sürüklenenlerin çukurundan kurtar.

Eğer ay senin ayın, kul senin kulunsa, rahmet de senin rahmetinse; bu kurtuluş ipine tutunmak da ancak senin tevfikinle mümkündür. Çünkü bütün hayırlar senden gelir ve senden başkasında bulunmaz.

Eğer hikmet terazisi bize şöyle derse:

“Size fazl u kerem lâyık değildir; sizi muvaffak kılmak adaletle bağdaşmaz. Çünkü günahlar yüzlerinizi kararttı, gaflet kalplerinizi karanlığa boğdu, dünya sevgisi nefsinizi ve aklınızı hasta etti. Rahmetim her şeyi kuşatır; ama ben onu takvâ sahipleri için yazarım…”

Biz de senin öğrettiğin edep ile cevap veririz:

“Evet, fazlına lâyık değiliz; fakat eğer lâyık olmak şart olsaydı, fazlın âlemde asla görünmezdi. Çünkü lâyıklık da senin fazlındandır.”

Kalplerimizin kararmasına gelince:

Bütün nurlar sendendir.

Eğer bizi nurlandırmazsan, nasıl nurlanalım?

Bize nurundan bir zerre verirsen, bizi diriltir, kemale erdirir ve aydınlatırsın.
‘Rahmetimi takvâ sahipleri için yazarım’ buyruğun da ümidimize aykırı değildir; çünkü biz de senden takvâyı istiyoruz.

Ve sonunda, Muhammed ve Âl-i Muhammed’e (s.a.a.) salât ile niyaz ederiz: Günahlarımızı bağışla, ayıplarımızı düzelt, aklımızı ve nurumuzu kemale erdir; bizi sana ve onlara yaklaştır; onların yanında, kudret sahibi Hükümdarın huzurunda, doğruluk makamında topla.

 

Bu Ayda Bir Diğer Önemli Husus

Sâlik, “haram ay”ın anlamını idrak etmeli; amellerini, hâllerini, hatta kalbine giren düşünceleri bile koruma altına almalıdır.

Bu Yazıyı Paylaş

İlgili Yayınlar