İyi ve güzel şeylerin her zaman afeti de çok olur. Mesela, altın değerli olduğu için sahtesini yapıyorlar; sahte altın. Ama sahte bir kâğıt veya sahte toprak yok, yapmıyorlar. Dinin, takvanın, İslam’ın, nizamın ve rehberin de sahtesini yapıyorlar. İngiliz taklit mercii, yalancı rehber, yalancı Şia, yalancı muntezir, yalancı İmam-ı Zaman yapıyorlar. Çok dikkatli olmalıyız. İmam-ı Zaman (a.f) zuhur etmeden önce on iki kişi kendilerinin imamı zaman olduklarını iddia edecekler. Bunların hepsi sahtekâr ve yalancıdırlar. Bu on iki kişi imamı zamanın kendisi olduklarını söyleyecekler. Altmış kişi de biz imamı zamanın temsilcisiyiz diyecekler. Ebu Muhammed Hasan şerii, Muhammed b. Nusayr Numeyri, Ahmed b. Hilal Abartai, Ebu Tahir Muhammed b. Ali b. Bilal gibi kimseler bu iddiada bulunmuş rezil bir şekilde bu dünyadan göçüp gitmişlerdir. Bunlar, her dönemde Yemani vb. farklı isimlerde ortaya çıkacaklardır. Halkın bunlara inandığını gördüğünüzde on iki kişinin imamet iddiasında, altmış kişinin de imamın temsilcisi oldukları iddiasında olacağını ilmi, akli ve mantıki delillerle anlatın.
Allah, takvalı olmamız durumunda şöyle vaat etmiştir:
`Bizim için mücadele edenleri yollarımıza sevk ederiz.`, `Ve kim, çekinirse Allah''tan, ona sıkıntıdan bir kurtuluş vesilesi yaratır.`
Kuran’daki bu ayetler, rivayetler, dualar Allah ile tanışmak, barışmak içindir. Bildiğin günahları Allah için terk edip, vacipleri güzel bir şekilde yerine getirip gerçek takva sahibi olursan, Allah, yaptığın hatalar ve imtihanlarda sapıtmaman için sana yardım eder. O zaman biz iyi hizmet etmeliyiz ki Allah’ta bizi korusun. Ravi diyor ki Hazretin huzuruna çıktım ve imanımı nasıl koruyacağımı ve engellere takılmayacağımı sordum. Arz etmiştim sadece dua yeterli değildir. Bununla birlikte ilim, takva, rabbani âlime itaat edilmelidir. Dua bunlarla birlikte olmalıdır. Bu hususta size bir adres vereyim. Mefatih-ul Cinan kitabında, Cevşen Kebir duasından önceki duayı inşallah sizler de ezberleyip namazlardan sonra bir defa okuyun. Evet, Hazretin huzuruna gelip imanını nasıl kemale erdireceğini ve dünyadan imansız gitmemek için ne yapacağını sormuştu. İmam (a.s.), Cevşen Kebir duasından önceki `Razitu billahi rabben` duasını okumasını buyurdu. Sizler de namazlardan sonra manasına dikkat ederek okuyun ve amel edin. İnşallah İmamlar (a.s.) da bu vesile ile bize şefaat ederler.
`Razitu billahi rabben.` Yani ey Rabbim ben senden razıyım; sen bana güzel İlahlık yapıyorsun. Seni Allah olarak seçtim ve senden razıyım. Seni seviyorum, bu sevgimi kabul et. `Ve bi Muhammedin (s.a.a.) nebiyyen.` Yani ben peygamber olarak Hz. Muhammed’den (s.a.a.) razıyım, Onu seviyorum. Son nefesine kadar fedakârlık etti ve bizleri düşündü. `Ve bil İslami dinen.` Yani din olarak İslam’a razıyım. `Ve bil Qurani Kitaben.` Yani kitap olarak Kuran’a razıyım. `Ve bi Ka’beti gıbleten.` Yani kıble olarak Kâbe’ye razıyım. `Ve bi Aliyyin emirel mu’minin veliyyen ve imamen.` Yani Mümünlerin Emiri Ali’den (a.s.) veli ve imam olarak razıyım. Ve diğer imamlardan (a.s.) imam olarak razıyım. Allah’ım, Onların da benden razı olmaları için bana başarı ver ki bir şeyler yapayım. `İnneke ela külli şeyin gadir.` Yani sen güç sahibisin, nefsime ve şeytana galip gelmem, Rehber’e itaat etmem ve benden razı olması için, güzel amel etmem için bana yardım et.
Eyyami Fatimiyye, Hz. Zehra’nın (s.a.) şehadet günleridir. Temiz insan olma hususunda İslam’da kadın erkek farkı yoktur.
`Ey insanlar, şüphe yok ki biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve sizi, aşiretler ve kabileler haline getirdik tanışın diye; şüphe yok ki Allah katında sevabı en çok ve derecesi en yüce olanınız, en fazla çekineninizdir.`
Gördüğünüz gibi Allah Kuran’da buyuruyor ki, `kimin takvası çoksa, kim Allah’tan çok çekiniyorsa` zenci olsun beyaz olsun, Arap olsun Acem olsun, Türk olsun Fars olsun, kadın olsun erkek olsun hiç fark etmez; Allah, takva bakımından en üstün olanı sever. Hz. Zehra (s.a.) ki erkek değildi; bir kadındı. Allah bize Onu (s.a.) gösteriyor, işaret ediyor. Daha küçük bir kızdı; küçüklükten, çocukluktan beridir fakirlik, sıkıntı ve korku içinde yaşamış üstelik iki, üç yaşlarında annesini kaybetmiş, o kadar zahmet ve zorluk çekmiş, babasından da uzak kalmıştı. Bütün bu şartlarda babasına o kadar hizmet ediyor ve Onu o kadar seviyordu ki babası ona `Ummi Ebiha` (babasının annesi) diyordu. O küçük yaşına rağmen Peygamber’e (s.a.a.) annelik yapıyordu.
Bir gün Peygamber (s.a.a.) tek başına sokakta dolaşıyordu. Her zaman olduğu gibi yalnızdı. Yanında kimse yoktu; yapayalnızdı. Ama hiç kimseden korkmuyordu. İnsanlara Allah’ı anlatıyordu; çok çaba harcıyordu. `La ilahe illellah söyleyin, kurtulun.` diyordu. Dövüyorlardı, başına kül, toprak döküyorlardı, hakaret ediyorlardı ama vazgeçmiyordu. Eve geldiğinde üstü başı toz, toprak içindeydi. Hz. Zehra (s.a.) babasını böyle görünce ağlamaya başladı. Ağlama kızım, Allah beni yalnız bırakmaz diyordu. Bakınız, Peygamber (s.a.a.) ne kadar yalnızdı.