3. Şeriata Bağlılık: Maneviyatın en önemli ve vazgeçilmez şartıdır. Allah'ın farzlarını yerine getirmeyen ve haramlarından sakınmayan bir kişinin bu yolda gördüğünü veya duyduğunu zannettiği şeyler yalnızca birer hayalden ibarettir. Şeriat kurallarına riayet edilmeden hakikat yolunda bir adım bile ilerlemek mümkün değildir.
Marifetullah ve Allah'ı Tanımanın Yolları
Bazı insanlar maalesef insanın yalnızca zahiri (bedensel) boyutunu görürler; kendilerini sadece 70-80 kilo ağırlığında et ve kemikten ibaret bir varlık sanırlar. Böyle düşünen bir insanın hayattaki tek gayesi yemek, içmek, uyumak, eğlenmek ve bedensel ihtiyaçlarını gidermektir. Oysa Allah, insana "Sen sadece bu değilsin." diye seslenmektedir. Hz. Ali'nin buyurduğu gibi: "Ey insan, sen kendini küçük bir beden mi zannediyorsun? Oysa bütün kâinat sende gizlidir."
Dışarıdan bakıldığında sıradan ve küçük görünen bir insanın hakikati çok daha büyüktür. İnsan sadece maddi bir boyuttan ibaret değildir. Bu maddi boyutun içinde bir Hayal Âlemi, onun içinde Akıl Âlemi, aklın içinde Kalp Âlemi ve kalbin de içinde Sır Âlemi bulunmaktadır. İnsan, kendi hakikatini tanıyıp varlık katmanlarını (âlemlerini) tek tek aştığında, o sır âleminde Rabbü'l-âlemin'in hakikatine, yani Marifetullah'a (Allah'ı bilme ve tanıma makamına) ulaşabilir.
Allah'ın En Büyük Arzusu: Bilinmek ve Tanınmak
Allah, bir kudsî hadiste şöyle buyurmaktadır: "Ben gizli bir hazineydim; bilinmek, tanınmak istedim. Beni tanıman için seni yarattım." Allah'ın en büyük arzusu, muhabbet duyduğu en temel şey kulunun O'nu tanımasıdır. Zariyat Suresi'nde yer alan "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" ayetini İmam Bakır şöyle tefsir etmiştir: "Kulluk neticesinde beni tanısınlar diye yarattım."
Dolayısıyla yaratılışımızın tek bir gayesi vardır: Her geçen gün Allah'ı daha yakından tanımak. İnsan barıştığı zaman tanır, tanıdığı zaman konuşmaya başlar. Bir insanla neden konuşmayız? Çünkü onu tanımayız, aramızda bir bağ yoktur. Allah ile aramızdaki bağın oluşması, O'nunla "barışık" olmanın yolu kulluktan, farzları yerine getirip haramlardan sakınmaktan geçer. Kulluğumuz geliştikçe Allah ile barışırız ve Allah bu kulluğun neticesi olarak marifetini bize nasip eder. Bu marifete ulaşan kul, sabaha kadar uyuyamaz; herkes uykudayken o Rabbi ile münacat eder, O'nunla sohbet edip dertleşir. Çünkü marifete ulaşan kişi bu âlemde yalnızca "O Güzeli" görür.
Marifet Yolunun Anahtarı: "Hiçlik"
Marifete nasıl ulaşılacağı ve bu yoldaki en büyük engelin ne olduğu şu şekilde özetlenmiştir:
Marifete ulaşmanın yegâne yolu "hiçlik" makamıdır. İnsan; bir hiç olduğunu, Allah karşısında aciz ve fakir olduğunu, kendi başına hiçbir şeye gücünün ve kudretinin yetmediğini anladığı an Allah'a ulaşmış demektir. Marifet yolundaki en büyük engel ise insanın kendini bir şey zannetmesi, "Benlik" (nefis) davası gütmesidir.
Evdeki kavgaların ve huzursuzlukların asıl sebebi insanların sürekli "ben" demesidir. Eğer evde merkez "Allah" olsa, kimse kimseyle kavga etmez. Merhum İmam Humeyni'nin tabiriyle:
"124.000 peygamber bir köye gelse, aralarında asla tartışmaz veya kavga etmezler. Çünkü hepsi 'Allah' der, hepsi kendini 'hiç' görür. Hiçbirinde nefis davası yoktur."



